Featured image of post Dışarıdan Testosteron Alan Birinin Deneyimleri: Testosteron Kullanımı, Dozajları ve Yönetimi

Dışarıdan Testosteron Alan Birinin Deneyimleri: Testosteron Kullanımı, Dozajları ve Yönetimi

Giriş Ve Hikaye

Neden Ve Ne Zaman Testosterona Başladım?

Spora ilk olarak 10 Mart 2025 tarihinde başladım. Başlangıçta amacım çok net değildi, sadece aynada daha iyi görünmek, biraz güçlenmek ve disiplin kazanmak istiyordum. Ancak aylar geçtikçe spor, hayatımın merkezine yerleşmeye başladı. Ağırlıklar arttı, vücut değişmeye başladı ve bu değişimi görmek beni daha da motive etti.

Yaklaşık Temmuz 2025’e geldiğimde, tamamen doğal yollarla ilk bulk–cut döngümü tamamlamıştım. Bu süreçte beslenme, antrenman ve uykuya ciddi şekilde odaklanarak yaklaşık 4–5 kg yağsız kas kütlesi eklemeyi başardım. İlk defa aynaya baktığımda “evet, bir şeyler gerçekten değişiyor” dediğim dönem buydu.

Ancak bu ilerlemenin bir bedeli vardı. Bulk süreciyle birlikte yağ oranım %15’in üzerine çıkmıştı. Fiziksel olarak güçlü hissetsem de, estetik açıdan bu durum beni rahatsız etmeye başlamıştı. Bunun üzerine 4 haftalık bir mini-cut sürecine girdim ve yağ oranımı yaklaşık %12 seviyelerine kadar düşürdüm. Bu dönem bana, vücudumu gerçekten kontrol edebildiğimi hissettirdi.

Aylar ilerledikçe yeniden bulk sürecine girdim. Fakat bu noktada işin rengi biraz değişti. Sosyal medyada karşıma çıkan içerikler; testosteron, anabolik steroidler ve “hızlı dönüşüm” videoları zihnime bir fikir yerleştirmeye başladı. İnsanların aylar hatta yıllar sürecek gelişimleri birkaç ayda elde edebildiğini iddia eden bu videolar, doğal ilerlemenin yavaşlığıyla birleşince kafamı kurcaladı.

Başlangıçta bu düşüncelere mesafeliydim. Ancak zamanla şu fikir ağır basmaya başladı: “Madem bu kadar disiplinliyim, madem zaten doğru antrenman ve beslenmeyi yapıyorum, testosteron eklersem neden daha hızlı ve daha fazla kas kazanmayayım?”

İşte bu noktada, sosyal medyada sıkça pompalanan yanlış ama cazip algının etkisine girdim. Testosteronu, riskleri olan ciddi bir hormon müdahalesinden çok, süreci hızlandıran basit bir araç gibi görmeye başladım. Ve bu düşünceyle, testosteron kullanma kararı aldım.

Temel Bilgiler

Testosteron Nedir?

Testosteron, bir steroid hormondur ve androjen (erkeklik hormonu) grubunun en önemli üyesidir. Kimyasal yapısı itibarıyla bir “anabolik steroid"tir.

Temel olarak iki ana görevi vardır:

Androjenik Etkiler: Erkek cinsel organlarının gelişimi, ses kalınlaşması, kıllanma gibi “erkeksi” özellikler.

Anabolik Etkiler: Kas protein sentezini artırma, kemik yoğunluğunu artırma ve kırmızı kan hücresi üretimi (eritropoiez). Vücudun %95’i testislerde (erkeklerde), kalan kısmı ise böbrek üstü bezlerinde ve çok az miktar da kadınlarda yumurtalıklarda üretilir.

Vücutta Nasıl Çalışır?

Vücuttaki üretim merkezi HPTA eksenidir (Hipotalamus-Hipofiz-Testis Ekseni). Beynin alt kısmındaki Hipotalamus, GnRH hormonunu salgılar. Bu, Hipofiz bezini uyararak LH (Lüteinize Edici Hormon) salgılamasına sebep olur. LH, kana karışarak testislere gider ve buradan Testosteron üretimini emreder.

Kana karışan testosteronun büyük bir kısmı (yaklaşık %98) SHBG (Cinsiyet Hormonu Bağlayan Globülin) ve albümine bağlanır. Bu hali " bağlı testosteron"dur ve hemen etkili olamaz. Sadece serbest kalan yaklaşık %2’lik kısım biyolojik olarak aktiftir ve hücrelere girebilir.

Serbest testosteron, hedef hücrenin (örneğin bir kas hücresinin) içine geçer. Eğer hücrenin çekirdeğinde Androjen Reseptörü (AR) varsa, testosteron buraya yapışır (bağlanır). Bu birleşim, hücrenin DNA’sını ziyaret eder ve protein sentezi için talimatlar vermeye başlar. Sonuç olarak kas büyümesi ve onarımı gerçekleşir.

Hipotalamus ve Hipofiz

Esterlerin Önemi ve Farkları

Testosteron Propiyonat (Propionate)

Vücutta en hızlı etki gösteren ve en hızlı atılan esterdir. Yarı ömrü yaklaşık 2-3 gündür. Bu esteri kullanırken en az 2 günde bir, hatta her gün enjeksiyon yapılması gerekir. Kanda dengeli kalması için sık enjeksiyon şarttır. Su tutma etkisi diger esterlere göre daha azdır ve bu yüzden yağ yakım dönemlerinde sıklıkla tercih edilir.

Testosteron Enantat (Enanthate)

Dünya genelinde ve Türkiye’de en çok kullanılan testosteron esteridir. Uzun bir esterdir, yarı ömrü yaklaşık 4-5 gündür. Uzun ester olduğu için kanda yavaş yavaş salınır, kanda daha stabil bir seviyede kalır. Propiyonat gibi kısa esterlere göre daha az sıklıkta enjeksiyon yapıldığı için daha pratiktir. Blast (bulk) kürlerinde haftada 2 kez, yağ yakma döneminde haftada 1 kez kullanılması yeterlidir.

Testosteron Sipiyonat (Cypionate)

Yapı olarak Enantat’a çok benzer. Pratikte iki ester arasındaki fark kullanıcı tarafından neredeyse hissedilmez. Yarı ömrü 6-8 gündür. Enantat’tan tek bir karbon atomu daha fazladır, bu da onu biraz daha yağda çözünür ve biraz daha yavaş salınır kılar. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Enantat’tan daha popülerdir (Avrupa’da tam tersidir). Enjeksiyon sıklığı Enantat ile aynıdır.

Testosteron Undekanoat (Undecanoate)

Piyasadaki mevcut olarak en uzun esterdir. Tıbbi olarak Testosteron Replasman Tedavisinde (TRT) hasta konforu için çok tercih edilir çünkü senede sadece 4-5 kez iğne yeterlidir. Yarı ömrü çok uzundur, kandan atılması aylar sürebilir. Eczanede satılan bir formu olan Nebido için 10-14 haftada 1 enjeksiyon yapılır. Genel kütle kazanımı için uygun değildir.

Endojen ve Eksojen Testosteron Arasındaki Fark

Vücut kendi testosteronunu (Endojen) üretirken, dışarıdan alınan testosteron (Eksojen) vücutta “yabancı” bir molekül olarak algılanmaz (çünkü biyoidentiktir), ancak sistemin denge mekanizmasını bozar. Eksojen testosteron kullanıldığında, beyin “Kanlarda yeterince Testosteron var” diye düşünür ve Hipofiz üzerinden testislere “Üretimi durdur” sinyali (LH durması) gönderir. Bu nedenle dışarıdan testo alındığında, testisler zamanla küçülür ve doğal üretim sıfırlanır. Bu yüzden kan değerlerinde LH ve FSH değerlerinin 0’a düşmesi kaçınılmazdır.

Endojen = Vücudun doğal olarak ürettiği testosteron

Eksojen = Dışarıdan alınan testosteron

Bedendeki Değişimler ve Olası Yan Etkilerle Başa Çıkma

Öncelikle çogu kür kullanıcıları dışarıdan eksojen testosteron alırken bir yandan da akne, sivilce, meme ucu hissiyati, memeden süt gelmesi, egzema gibi androjenik yan etkileriyle birlikte baş eder. Bunlara sebebiyet veren ve vücutta fiziksel değisimlere katkısı olan iki hormon vardır, bu hormonlar DHT ve Östrojen‘dir. Dht yani dihidrotestosteron, testosteronun 5-alfa redüktaz adı verilen bir enzim sayesinde dönüştüğü, androjen reseptörlerine testosteronun kendisinden çok daha güçlü ve sıkı bir şekilde bağlanan bir metabolittir.

Kısacası, DHT; testosteronun “vahşi”, daha güçlü ve daha spesifik etkili kuzenidir.

DHT’nin Yan Etkileri

DHT, deri altındaki yağ bezlerini (sebaceous glands) aşırı çalıştırır. Bu durum göğüs, sırt ve yüzde aşırı yağlanma ve gözeneklerin tıkanarak akne oluşmasına neden olur. Ayrıca kafa derisindeki saç follikülleri, DHT’ye karşı genetik olarak hassasiyet gösterebilir. DHT, bu follikülleri küçültür (miniaturizasyon) ve erkek tipi kellik sürecini hızlandırır. DHT, prostat dokusunu büyüten ana hormondur.

Östrojen’in Yan Etkileri

Östrojen (özellikle Estradiol), denklemdeki ikinci ana oyuncudur. Erkek vücudunda bile östrojen hayati önem taşır. Ancak dengesizliği sorun yaratır. Östrojen, Aromataz enzimi aracılığıyla testosteronun dönüştürülmesiyle oluşur.

Kullanıcıların yaşadığı memeyle ilgili sorunların ve su tutmanın mimarı genellikle Östrojendir:

Kandaki testosteron (özellikle eksojen kaynaklı) arttığında, bir kısmı östrojene dönüşür. Eğer bu dönüşüm vücudun kaldırabileceğinden fazlaysa, östrojen/androjen dengesi bozulur. Östrojen, meme dokusunun büyümesini tetikler. Bu durum ilk aşamada meme ucunda kaşıntı ve batma hissi olarak kendini gösterir; ilerleyen safhalarda jinekomasti (meme büyümesi) oluşur.

Memeden Süt Gelmesi (Galaktore): Bu durum doğrudan östrojenden kaynaklanmaz ancak östrojen artışı, Prolaktin hormonunun salgılanmasını tetikleyebilir. Prolaktin seviyeleri yükseldiğinde (veya hassas bir bireyseniz), memeden süt gelmesi gibi ciddi bir yan etki ortaya çıkabilir.

Aromataz Enzimi nedir?

Vücuttaki östrojen fazla yükseldiği zaman, yan etkilerle başa çıkmak ve estradiol’u sağlıklı seviyelere indirmek için kürlerde AI yani aromataz inhibitörü kullanılır. Şimdi gelelim aromataz nedir diye merak ediyorsunuzdur onu açıklayalım.

Aromataz, vücudumuzda bulunan ve asıl görevi androjenleri (erkeklik hormonlarını) östrojenlere (kadınlık hormonlarına) dönüştürmek olan bir enzimdir. Bu dönüşüm sürecine bilimsel literatürde “Aromatizasyon” denir.

Vücudun çeşitli dokularında, ancak özellikle yağ dokusunda (adipoz doku), karaciğerde, beyinde ve testislerde bol miktarda bulunur. Yağ dokusundaki yoğunluğu, kilolu bireylerde testosteronun daha hızlı östrojene dönüştüğünü açıklar.

Vücutta serbest dolaşan Testosteron, Aromataz enzimi ile karşılaştığında, enzim testosteronun moleküler yapısını değiştirir. Bu işlem sırasında bir karbon atomu atılır ve halka yapısı değiştirilerek Estradiol (E2) adı verilen güçlü bir östrojene dönüşür.

Östrojenin Önemi

Normal koşullarda erkek vücudunda belirli miktarda östrojen olması gerekir (libido, kemik sağlığı ve beyin fonksiyonları için). Ancak, kür boyunca dışarıdan yüksek dozda eksojen testosteron alındığında vücuttaki “ham madde” miktarı patlar.

Aromataz enzimi, ortamdaki bu devasa testosteron yığınına maruz kalınca, dönüşüm hızını maksimuma çıkarır. Sonuç olarak, vücut ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla miktarda Estradiol üretir. Bu da daha önce bahsettiğimiz meme ucu hassasiyeti, su tutma ve duygusal dalgalanmalar gibi yan etkilere yol açar.

Aromataz İnhibitörü (AI) Nasıl Çalışır?

İşte bu noktada devreye “Aromataz İnhibitörleri” girer. İlaçlar (örneğin Anastrozole veya Eksemestan), Aromataz enzimine tutunarak onu bloke ederler.

AI ilacı, Aromataz enziminin “önünü tıkar”. Böylece Testosteron enzime yaklaşamaz ve östrojene dönüşemez.

Mevcut östrojen seviyeleri düşmeye veya baskılanmaya başlar.

Buradaki en büyük teknik hata, AI kullanırken östrojeni “sıfırlamaya” çalışmaktır. Östrojen tamamen sıfırlandığında kas gelişimi durur, eklemler ağrır, libido yok olur ve kemik erimesi başlar. AI kullanımının amacı östrojeni yok etmek değil, onu “optimal ve sağlıklı” bir referans aralığında tutmaktır.

Kür sırasında AI nasıl kullanılır?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Eğer testosteron kullanırken haftalık 300 mg ve üzeri dozlara çıkılmıyorsa, AI kullanmak her zaman zorunlu değildir. Çünkü daha düşük dozlarda estradiol seviyeleri çoğu bireyde sağlıklı referans aralığında kalabilir.

Ancak yüksek dozlar için benim önerdiğim ve bizzat kullandığım yöntem şuydu: Her enjeksiyon gününden iki gün sonra 0,5 mg Arimidex alıyordum ve herhangi bir sorun yaşamıyordum. AI doz planlaması kişiden kişiye değişebilir; çünkü herkesin hormonal yanıtı farklıdır.

Ben haftada 500 mg testosteron kullanırken, her enjeksiyon sonrası 0,5 mg, yani haftada toplam 1 mg Arimidex kullanıyordum.

Androjenik Yan Etkiler için Neler Yapılmalı?

Aşağıdaki yan etkiler herkeste mutlaka görülecek diye bir durum yok. Kan değerleri düzenli olarak takip edilip dozaj ayarlamaları doğru yapılır, AI kullanımı da bilinçli olursa riskler ciddi ölçüde azaltılabilir.

Özellikle sadece testosteron kullanan birinin, kür süresince düzenli kan tahlili vererek değerlerini normal bir bireye göre çok daha yakından takip etmesi gerekir. Uzun vadede sorun yaşanmaması büyük ölçüde bu takibe ve bilinçli kullanıma bağlıdır.

Saç Dökülmesi (Androgenetik Alopesi)

Testosteron, 5-alfa redüktaz enzimi tarafından DHT (Dihidrotestosteron)‘a dönüştürülür. DHT, saç köklerine (özellikle tepe bölgesine) yapışarak miniaturizasyona (küçülmeye) neden olur.

Finasterid / Dutasterid (5-alfa Redüktaz İnhibitörleri):

Testosteronun DHT’ye dönüşümünü engeller.

Genellikle günde 1mg Finasterid veya 0.5mg Dutasterid kullanılır. Dutasterid, hem Tip 1 hem Tip 2 enzimleri bloke ettiği için Finasterid’e göre daha güçlüdür ancak yan etkiler (libido kaybı vb.) riski de yüksektir.

Minoxidil:

DHT ile savaşmaz, ancak kan damarlarını genişleterek saç köklerine daha fazla besin taşır ve büyüme fazını (anagen) uzatır.

Genellikle günde 2 kez %5 veya %10 luk solüsyon/foam uygulanır. DHT’yi durdurmaz sadece saçı besler, bu yüzden genellikle Finasterid ile kombine edilir.

Ketoconazol Şampuanı (Nizoral vb.):

Anti-androjenik etkileri olduğu düşünülen bir mantar önleyicidir. Saç derisindeki yerel DHT seviyelerini hafifçe düşürebilir ve yağlanmayı kontrol eder.

Cilt Sorunları (Akne, Yağlanma)

Androjenler yağ bezlerini (sebaceous glands) büyütür ve sebum üretimini artırır. Bu da cilt gözeneklerinin tıkanmasına ve Propionibacterium acnes bakterisinin çoğalmasına neden olur.

  1. Hijyen ve Topikal Ajanlar: Salisilik asit ve Benzoyl Peroksit içeren yıkama jelleri ilk basamaktır.

  2. Retinoidler (Tretinoin/Adapalene): Hücre yenilenmesini hızlandırarak gözeneklerin tıkanmasını engeller.

  3. İzotretinoin (Roaccutane/Aknemycin): Şiddetli akne durumunda kullanılan “altın standart” tedavidir. Yağ bezlerini küçülterek neredeyse tamamen kurutur. Yüksek doz testosteron ile kombine edildiğinde karaciğer yörüngesini (lipid profilleri) ciddi şekilde bozabilir, kan değerleri sıkı takip edilmelidir.

Ses Kalınlaşması (Vokal Değişiklikler)

Burada pek yapılabilecek bir şey yoktur. Testosteron ve özellikle DHT, gırtlakta (larynx) bulunan kıkırdak yapıların büyümesine ve ses tellerinin kalınlaşmasına/uzamasına neden olur. Bu değişiklik kalıcıdır ve hemen hemen geri dönüşsüzdür. Sesin ince haline dönmesi için cerrahi bir müdahale (feminarization laryngoplasty) gerekir ki bu da riskli ve pahalı bir operasyondur. Bu konuda önlem alınamaz.

Prostat Büyümesi (BPH)

DHT, prostat bezini büyütür. Bu idrar yapma zorluğu ve gece uyanmalara yol açabilir.

Finasterid/Dutasterid, aynı zamanda prostat büyümesini durdurur ve küçültebilir. Dolayısıyla hem saç hem prostat için etkili bir koruma kalkanıdır.

Kardiyovasküler Riskler ve Polisitemi (Kan Yoğunlaşması)

Polisitemi (Hematokrit Yükselmesi):

Testosteron kemik iliğini uyararak kırmızı kan hücresi üretimini artırır. Kan koyulaşır, pıhtılaşma ve kalp krizi riski artar. Çözüm olarak Kan bağışı yapmak (kan vermek). Hem hematokriti düşürür hem de demiri dengeler.

Düşük HDL (İyi Kolesterol)>

Yüksek doz testosteron HDL’yi ciddi oranda düşürebilir. Çözüm: Kardiyovasküler egzersiz (ağırlık antrenmanı değil, koşu/yürüyüş), Omega-3 takviyesi ve dozun mümkün olan en düşük seviyede tutulması.

Nörolojik Yan Etkiler

Yüksek Doz Testosteron Neden Daha Erkeksi Hissettiriyor?

Yüksek testosteronun “harekete geçirme” ve “güven” hissinin temel kaynağı, beynin ödül sistemindeki (mesolimbik yolak) aktivasyondur.

Araştırmalar, testosteronun VTA’daki dopaminerjik nöronları uyardığını göstermektedir. VTA, beynin dopamin fabrikasıdır. Yüksek testosteron, bu bölgeden dopamin salınımını artırır. VTA’dan gelen dopamin, Nucleus Accumbens’e (ventral striatumun bir parçası) ulaşır. Bu bölge, haz ve motivasyonun merkezidir. Yüksek testosteron altında NAcc dopamin reseptörlerinin hassasiyeti artar. Bu mekanizma, bireyi “pekiştirecek” bir ödül beklentisine iter. Kişi, risk almayı veya sosyal olarak öne çıkmayı beynin ödül sistemi tarafından “gerekli ve doğru” bir eylem olarak kodlar. Bu, dışarıdan gözlemlenen “korkusuz özgüven"in biyolojik karşılığıdır.

Şema, beynin dopamin yollarını ve testosteronun etkilerini gösteriyor. Striatumda dopamin salınımı artarken (↑), prefrontal kortekste (PFC) dopamin düzeyleri daha çok düzenleyici veya azaltıcı yönde etkileniyor.

Prefrontal Korteks Aktivitesinin Azalması

PFC, bizim “düşünen”, “plan yapan” ve “dürtülerimizi bastıran” bölümümüzdür. Yapılan manyetik rezonans (fMRI) çalışmaları, yüksek testosteron seviyelerinin özellikle dürtü kontrolü (impulsivite), risk alma ve sosyal karar verme görevlerinde PFC aktivitesini azalttığını gösterir.

Normal şartlarda PFC, duygusal impulsları frenler. “Bunu yaparsam rezil olurum” gibi düşünceler buradan gelir. Ancak yüksek doz testosteron, PFC’nin duygusal sinyalleri işleme sürecini değiştirir. VTA ve Nucleus Accumbens’teki yoğun aktivasyon (dopamin artışı), PFC üzerindeki “baskılayıcı” mekanizmanın etkisini azaltır. Beyin, yavaş ve hesaplayıcı olan PFC yolları yerine, hızlı ve ödül odaklı olan subkortikal (alt kortikal) yolları tercih etmeye başlar.

Bu durum, literatürde “işlemsel azalma” olarak tanımlanabilir. Beyin bir durumu analiz etmek için daha az enerji harcar. Kullanıcıların ifade ettiği “overthinking’in (kafayı takmanın) sona ermesi” tam olarak budur; PFC’nin sürekli senaryo üretme ve endişe etme döngüsü, güçlü dopamin akışı tarafından kesilir ve kararlar daha “otomatik” ve “kesin” hale gelir.

Duygusuzlaşma: Amigdala Modülasyonu

Amygdala, korku, tehdit ve sosyal acıyı algılayan duygusal merkezdir. Araştırmalar, testosteronun özellikle erkeklerde Amygdala aktivitesini azalttığını ve bu bölge ile Prefrontal Korteks arasındaki bağlantıyı (connectivity) zayıflattığını gösterir. Testosteron, tehdit algısını bastırır. Normalde utanç veya korku yaratacak sosyal sinyaller, yüksek testosteron altında beyin tarafından “önemsiz” veri olarak işlenir.

Bu nörolojik durum, duygusal empatinin azalmasına ve duygusal tepkilerin donuklaşmasına yol açar. Kişi, duygusal bir olay karşısında PFC-Amygdala hattı üzerinden “endişelenmek” yerine, Ventral Striatum üzerinden “çözmek” veya “yok saymak” tepkisi verir. Bu, dışarıdan “duygusuz bir erkek” olarak algılanan, nörolojik olarak ise “duygusal işlemenin inhibitörü” olan bir durumdur.

Doz Ayarı ve Kan Panelini Korumak

Blast and Cruise (B&C)

Vücut geliştirme dünyasında “Blast and Cruise” (B&C), sürekli performans artırıcı madde kullanımını ifade eder. Klasik bir “Kür” (Cycle) yapıp ardından iyileşme (PCT) sürecine girmek yerine, kullanıcı sürekli ömür boyu hormon kullanır.

Blast, Kas kütlesini ve gücünü maksimize etme amacıyla yüksek dozlarda testosteron veya diğer bileşiklerin kullanıldığı dönemdir. Genellikle 8-16 hafta sürer.

Cruise, Blast döneminin ardından vücudu toparlamak, reseptörlerin hassasiyetini geri kazanmak ve kan değerlerini normale yakın seviyelere çekmek için yapılan düşük dozlu (genellikle TRT seviyesinde) bakım dönemidir.

Blast Yaparken Önerilen Dozlar

Yeni Başlayanlar için genellikle haftalık 400 - 500 mg Testosteron Enanthate veya Cypionate önerilir. Vücut bu dozlarda oldukça ciddi anabolik bir ortam yaratır.

İleri Seviye Kullanıcılar için haftalık 750 mg - 1000 mg (veya daha üzeri) dozlar kullanılabilir. Ancak doz arttıkça yan etkilerin (tansiyon, kolesterol, hematokrit) artış katsayısı doğrusal değil, katlanarak artar.

“Daha fazla doz, daha fazla kas” demek değildir. Yan etkileri yönetemediğiniz an (örneğin tansiyonunuz kontrolden çıktığında), dozu azaltmak zorundasınız.

Kan Panelinde Nelere Dikkat Edilmeli? (Biyokimyasal Takip)

Hematokrit (HCT) ve Hemoglobin

Erkeklerde %45-47 arası idealdir. %52-53 ve üzeri tehlikeli kabul edilir (Polisitemi).

Yüksekse su tüketimi artırılmalı, Ginkgo Biloba gibi doğal takviyeler kullanılabilir veya kan bağışı (flebotomi) yapılmalıdır.

Östradiol (E2 / Estradiol Sensitive)

Mutlaka “Estradiol Sensitive” (LC/MS yöntemiyle) test istenmelidir. Standart E2 testi erkeklerde yanlış/eksik sonuç verebilir.

Genellikle referans aralığın orta-üst seviyeleri (20-30 pg/ml civarı) hoş karşılanır, ancak bu kişiden kişiye değişir. Belirtili takip etmek, sadece sayıya bakmaktan önemlidir.

Lipid Profili (Kolesterol)

HDL’in çok düşükmemesine özen gösterilmeli. Kardiyovasküler risk yönetimi (Omega-3, kardiyo yapımı) şarttır.

SHBG (Cinsiyet Hormonu Bağlayıcı Globülin)

Yüksek doz testosteron kullanımı SHBG’yi genellikle düşürür. SHBG çok düşükse, serbest testosteron çok yükselir ancak toplam testosteron ölçümleri yanıltıcı olabilir. Ayrıca SHBG çok düşükse insülin direnci artabilir.

Referans aralığın alt sınırlarında olması genellikle serbest hormon için iyidir, ancak sıfıra yakın olması da problemli olabilir.

Prostat Spesifik Antijen (PSA)

Referans değerlerin altında tutulmaya çalışılmalıdır.

Karaciğer Enzimleri (ALT/AST)

Testosteron enjekte edildiğinde karaciğeri çok etkilemez, ancak ağızdan alınan (oral) 17-alfa alkile steroidler (Dianabol, Anadrol vb.) kullanılıyorsa bu değerler yakından takip edilmelidir.

Doz Ayarı (Optimizasyon) Nasıl Yapılmalı?

Blast öncesi yani kür öncesi, kan paneli temiz olmalıdır.

Kür içinde, kürün 4-6’cı haftasında kan tahlili verilmelidir. E2 Yüksekse: Doz düşülür veya çok zorunluysa Aromataz İnhibitörü (AI) kullanılır. Hematokrit Yüksekse: Kan verilmeli, doz düşürülmeli veya EPO uyarıcı maddelerden kaçınılmalı.

PCT (Kür Sonrası Tedavi) Nasıl Yapılır?

PCT (Post Cycle Therapy), bir kür sonrasında vücudun kendi doğal testosteron üretimini (HPA ekseni) yeniden başlatmak için uygulanan tedavi sürecidir. Dışarıdan hormon alındığında, vücut “kendi üretimine” ihtiyaç duymaz ve durdurur. Kür bitiminde dış kaynak kesilirse, vücut aniden “hiç hormon” olmayan bir duruma düşer (hipogonadizm). PCT, bu süreci hızlandırmak ve kas kaybını/depresyonu önlemek için yapılır.

Kısa Süren Kürlerden (3 Ay) Sonra PCT

Eğer sadece 3 ay (8-12 hafta) kadar bir kür yapıldıysa ve bir daha girilmeyecekse (veya uzun bir ara verilecekse), HPTA ekseni genellikle toparlanabilir. Ancak bu süreç ilaçsız aylar sürebilir, bu yüzden ilaç destekli PCT yapılır.

Temel PCT İlaçları

Klomen (Klomifen Sitrat)

Hipofiz bezini uyararak LH ve FSH salgılanmasını artırır. Doğal testosteronu yükseltmek için birincil ilaçtır. Yan etki olarak gözde bulanıklaşma, duygusal dalgalanmalar olabilir

Nolvadex (Tamoksifen Sitrat)

Meme dokusundaki östrojen reseptörlerini bloke ederek jinekomasti riskini azaltır ve testosteron üretimini destekler. Genellikle Klomen ile kombine edilir.

Örnek PCT Protokolü (Klasik)

Kullanılan esterin yarı ömrüne göre ayarlanır. Örneğin Testosteron Enanthate/Cypionate kullanıldıysa, son iğneden 2 hafta (14 gün) sonra PCT’ye başlanmalıdır. Eğer Propionat kullanıldıysa 3-4 gün sonra başlanır.

PCT süresi Genellikle 4 hafta sürer, bazen 6 haftaya çıkabilir.

Dozaj (Genel Öneri - Kişiye göre değişebilir):

  1. ve 2. Hafta: Günde 1 adet Klomen (50mg) + Günde 1 adet Nolvadex (20mg).
  2. ve 4. Hafta: Günde yarım tablet Klomen (25mg) + Günde yarım tablet Nolvadex (10mg). (Bazı protokoller ilk 2 hafta dozları ikiye katlar, ancak bu ilacı tolere edebilmenize bağlıdır).
HCG Kullanımı (Opsiyonel ama Önerilir)

PCT’ye başlamadan hemen önce veya kür sonlarına doğru HCG (İnsan Koryonik Gonadotropini) kullanmak, testislerin shrunklaşmasını (küçülmesini) engeller ve toparlanma sürecini hazırlar. PCT’nin bir parçası sayılmaktansa, PCT’yi kolaylaştıran bir “hazırlık"tır.

Uzun Süren Kürlerde (2-3 Yıl Blast & Cruise) PCT

Bu kısım çok daha kritiktir ve gerçeklerden kopmamak gerekir. 2-3 yıl boyunca kesintisiz eksojen testosteron kullanmak, vücudun doğal üretim kapasitesini ciddi şekilde baskılar.

Kısa kürlerde PCT başarısı yüksektir. 2-3 yıl B&C yapmış birinde PCT ile “eski seviyelere” dönme ihtimali ne yazık ki düşüktür. Testisler uzun süre uyarılmadığı için “uyku moduna” girmiş veya Leydig hücreleri duyarlılığını yitirmiş olabilir.

Bu kişilerde PCT yapılsa bile, testosteron seviyeleri referans aralığının en altında (örneğin 200-300 ng/dL) kalabilir. Bu durumda kişi “Hipogonadizm” teşhisi konmuş bir hasta durumuna düşer ve ömür boyu TRT yapmak zorunda kalabilir.

Uzun Süre Kullanımda PCT Nasıl Olmalı?
HCG “Blast” (Şok Tedavisi)

PCT ilaçlarına başlamadan önce testisleri “uyandırmak” için yüksek doz HCG kullanımı gerekir. (Örn: 2000-3000 IU haftada 3 kez, 3-4 hafta boyunca). Eğer testisler HCG’ye tepki vermiyorsa (büyümüyorsa), PCT ilaçlarının da işe yarama ihtimali çok düşüktür.

HCG ardından standardın üzerinde dozlarda ve sürede (8-12 hafta) Clomid/Nolvadex kullanımı gerekir.

Bu süreçte kan değerlerine her 3 haftada bir bakılmalıdır.

2-3 yıl B&C yapmış bir kişi için PCT “sihirli bir iksir” değildir. En olası senaryo, doğal üretimin tamamen durmuş olmasıdır. Bu nedenle çoğu uzun dönem kullanıcı, PCT yapmayı bile düşünmez ve ömür boyu Cruise (TRT) dozunu korumayı veya “Cold Turkey” (anıiden kesip) çökmeyi göze almayı seçer. (Cold Turkey yöntemi çok tehlikeli ve zordur, önerilmez).

Referanslar

Exogenous testosterone enhances responsiveness to social threat in the neural circuitry of social aggression in humans

estosterone shifts the balance between cortical and subcortical control during risk taking in males.

Testosterone shifts the balance between emotional and cognitive control in the human prefrontal cortex

comments powered by Disqus
Hugo ile oluşturuldu.
Stack teması Jimmy tarafından tasarlandı